Ana Sayfa

kubbes

1
Doğal olanı imgesine katmayı başarmış bir kent ozanıdır. Dağların kekik kokusunu, gece karşımıza dikilen bir geyiğin ürpertisini dizelerine taşımıştır.
Berk imgesi yabandır…
2
Dili serbestleştirenler, ölü uykusundan uyandırıp şenliğe davet edenler ülkesindendir. Bu dil vakitsiz kopan bir ayaklanmaya, çakır keyif rastgelmiş bir devrimcinin delişmen çoksusunu taşır.
Berk’in dili özgürlüğün lehçesidir…
3
Berk ressamdır, düşsel görüntü yaratıcısıdır. Hiç resim yada kolaj yapmamış olsaydı da; yarattığı şiir evreni ile de ressamdır.
4
Çocuk ruhunun bozulmamışlığı naif coşkusu şiirlerini kanatlandırır. Lunaparkların, atlıkarıncaların renkliliği ile Berk imgesi 90’nında genç kalabilmiştir. İkinci Yeni’nin hep yeni kalması Berk, Ayhan, Uyar, Süreya şiirlerindeki saflık, arılıktandır.
5
Zor gün yoldaşıdır. Uzun yıllar Ece’nin yanında olmuştur. Şiirindeki saflıkta, savaş meydanında dostunu satmayan bir delikanlının sesidir…
6
Anadolu dervişlerin vakurluğu dizelerine yoğrulmuştur. Sesin olduğu kadar sessizliği de şiiri yansıtır. Evrensel bütünleşme çabasındaki bir hetedoroksi, Berk imgesinin ruhsal anahtarlarındandır…
7
Arzunun en karanlık dehlizlerine dalmaktan çekinmeyen Berk imgesi Gerçeküstüdür…

Yazan: Bay Perşembe

Boyayan: Kubbes

Hayalbaz’da Konser..

dar-ul efkar

2003 Senesinde Mert Kamiller tarafından kurulan izmirli grup 2008 yazında Hayalbaz halkıyla tanışmış, kısa sürede Hayalbaz’ın bir parçası haline gelmiş durumda..

Hayalbaz’ın sanatsal eylemlerinde de müziğiyle tepkisini koyan, Ekim 2008′de albümünü müzik marketlerde bulabileceğimiz Dar-ül Efkar’ın röportajı ve Rafet Arslan’ın ‘Hardcore Rock’ yorumu..


MERHABA MERT
SEN GRUPTAN KISACA BAHSEDEREK BASLA ISTERSEN

Tabi ki;
Grup 2003 yılında Ankara’dan Evren Duruk Eskisehir’den Abdullah Ersöz ve Izmir’den
Mert kamiller tarafından söz ve müzikleri Mert Kamillere ait olan besteleri çalmak üzere
kurulmustur.
Üçümüzün de birbirimizden habersizce kesistigimiz veya ayrı düstügümüz hatırı
sayılır müzik geçmislerimiz var.Örneklendirmek gerekirse Evren 1996-98 senelerinde
Türkiye’de ekstra metal türevleri grupların hüküm sürdügü dönemde varlıgından haberdar
oldugumuz ve takip ettigimiz Ankaralı bir grubunun kurucu üyelerindendir.
Baterist arkadasımız Abdullah (apo)Ersöz yine Eskisehir’de kendi prova stüdyosunda
oryantal jazz ve klasik caz üzerine etütler ve çesitli çalısmalar yapan donanımlı bir müzisyen idi.
2008 yılında yerini devralan Saygın Salman yine TRT sazsanatcısı olan babasının vesilesi ile
Layıkıyla eğitim görmüş komple bir müzisyen.
Bateri dışında perdeli perdesiz pek cok türk müziği sazını kullanabilmekte.

Benim müzikal yasantım müzisyen olan babamın vesilesiyle önce onun gruplarında sahnede gezinen maskot pozisyonuyla basladı.
Anne karnında dinlemeye basladıgım Queen leri Pink Floyd’ları Emerson,Lake&Palmer’ları
Jethro Tull’leri saymazsak.(hepsi pederin favori grupları.)

SANSLISIN YANI?
Bilemiyorum hep bu sekilde yasadıgımdan aksının dezavantajları üzerine konusmam yanlıs
olur.
Avantajları oldugu gibi dezavantajları da vardır bu durumun muhakkak.

MÜZİK HAYATINDAN KISACA BAHSETMEK GEREKİRSE.
Ne kadar kısa sözedilebilir bilmiyorum.Kendimi hatırladığım günden beri müzikle iç içe oldum.
Hep kaliteli kalbur üstü müzisyen amcalar,ablalar,ağabeyler.
Gerçek anlamda alaylı olmaya doğmuşum sanki.
Yıllardır değişik isimlerle sürdürdüğüm müzik çalışmalarının harmanı;tamamı kendime aitsöz ve müziklerle (nihayet mi demeli,yoksa geç oldu maalesef mi demeli)”DAR-ÜL EFKAR” ismiyle kayda düşüyor.

BU BESTE KISMI ONEMLI DEGIL MI?
Kesinlikle.
Biraz sivri bir çıkıs gibi gelebilir ilkin kulaga ama bence kandı sarkılarını çalmayan grubun
varlıgı anlamsızdır.
Bence sahneleri de prova stüdyolarını da senlikleri organizasyonları da bosu bosuna ısgal
etmesinler.
Bugün Izmir’de barlar dolup tasıyor.
Yanı müzik dinlemek isteyen insanlar oldukça fazla.
Ne olur bir barda a grubu bir barda b grubu ülkenin her kösesinde bir grup kendi sarkılarını
çalıyor olsa.Insanlar senin söylediklerini begenilerine göre sana gelseler.
Elalemin sarkılarını calsınlar ok de zaten mainstream deki gruplar memleketi gezebiliyorlar
ve sıklıkla her sehirde boy gösterebiliyorlar.
Neyse çok dagılıyoruz.
Sözün özü kim ne yapmak istiyorsa yapacak.
Ancak biz bir bara gidip çalmak istedigimizde kimleri çalıyosunuz gibi absurt bir soruyla
karsılasıyorsak bir sorun teskil ettiklerini görüyoruz.
Ne demek kimleri çalıyorsun!?
Kendimizi çalıyoruz
Sakıncası var mı acaba.
ALBUM SAYESINDE BU SIKINTIYI AŞACAĞINIZI UMUYORUM.
Bizde öyle.Rüştünü ispat etmek adına önemli tabi ki.
DAR-UL EFKAR NE DEMEK?
DAR-UL EFKAR günümüzde kullanılan manasıyla efkar evi gibi bir anlam tasıyor biraz içe
kapanık ve negatif bir anlam tasıyor.
Bunun yanında islami literatürde dar’ın alem dünya manasında kullanıldıgını da görüyoruz.
Efkar da kelime anlamıyla düsünce fıkır anlamında.
Buradan yola çıkarak fikirler dünyası anlamı da tasımakta.
Her iki tanımlama da ayrı ayrı yada beraberce müzigimizi kusursuz bir sakilde tanımlıyor.

PROTEST SALDIRGAN SOZLERIN VAR.GRUBUN SIYASI DURUSU HAKKINA
BIRAZ KONUSABILIR MIYIZ?

Grubun sözlerinden ve müziginden sıyası durusundan bahsederken aslında benim sıyası
durusumdan bahsetmek demek olacak bu.
Tabı müzisyen arkadaslarımda bana katılıyor olacaklar ki 5 senedir yanımda duruyorlar.
Ancak katılmadıkları bolümler de olacaktır.onları da üzmek istemem.
Her seyi söylüyorum zaten sarkılarda.
Ne eksigi ne fazlası bu sekilde devam edecektir.
Belki çok çocuklarım(sarkılarım) söyleyemeden benimle topragın altına gidecektir.
Saglıgım el verdigi surece bu bu sekilde devam edecek.

SARKI COK, BUNU ANLIYORUM BURDAN…
Su an bitirdigimiz 13 sarkılık. Albümümüz “Arz” Atlantis müzik tarafından lisanslandı.
Heyecanla sonbaharı bekliyoruz.
Tabı onu tanıtmak adına konserlerimiz oluyor. orda müstakbel albümlerimizden de sarkılar
çalıyoruz.ilgiyi dagıtmamak adına onlardan simdilik semce 3-5 tane sureye göre.
Takıp eden 2. sinin adı SUR 3.sunu KIYAMET olarak planlıyoruz.

DAHA ÖNCEKİ YILLARA KIYASLA İZMİR’de SİZİN YAPTIĞINIZ TÜRDEKİ MÜZİĞİ DİNLEYEN SAYISINDA ve KALİTESİNDE NASIUL BİR DEĞİŞİKLİKJ VAR?
Türkiye’nin en aydınlık kentinin yine en aydınlık insanları ve onların çocukları,
Düşünerek konuşan konuştuğunun bilincinde olan arkasında duran sorumluluk sahibi İzmir’liler.
Onlardan biri olmaktan dolayı gururluyum.
Rock müzik dinleyen kesim de artış yada azalmagözlemlemiş değilim.
Şeklen alternatif bir jenerasyon gözlemleyebiliyorum.
Ancak ne tür müzik dinlediklerine dair bir fikrim maalesef yok.
“dar-ül efkar”ı bilmelerini ve anlamalarını isterim.

SIK KİTAP OKURMUSUNUZ?
Küçüklüğümden beri evimizin bir odasını dolduran kitapları inceleme fırsatım oldu.
Çok okudum ,çok düşündüm üzerlerine.
Not tutma,alt çizme gibi alışkanlıklarım var.
Ansiklopedi okumayı ve otobiyografi okumayı çok seviyorum.
En son yeni tanışma fırsatı bulduğum Onur Akyıl’ın VİETNAM MEKTUBU’nu inceledim.
Hala etkisi altında olduğumu itiraf edeyim.

HAYALBAZ ETKİNLİKLERİ VE SERGİLERİ İÇİN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ;
Hımm.evvela hayalbaz İzmir için büyük bir şans.
Kıymeti bilinmesi gereken,üzerine titrenmesi korunması gereken bir oluşum.
Her şeyden evvel ve illaki yaptığı işin entelektüel boyutunu es geçmeyen hayalbaz’ı
Dar-ül efkar ev biliyor.
İnsanlar paylaştıkça…..

MÜZİK DIŞINDA TUTKUYLA BAĞLI OLDUĞUNUZ NELER VAR.
Çok tutkulu,takıntılı,simbiyotik bir aşığım.
Bir de arabam.1969 model bir ford capri’m var.
At,avrat,silah denir ya.
İşte arabam,kadınım,beyaz Explorer kasa gitarım.

EN ÇOK KİMLERİ DİNLERSİNİZ?
Kaç mb’lık hosting alanımız var?
Gerçekten çok geniş bir spectruma yayılmış iddialı bir arşivim mevcut.
Bir ödev,görev edasıyla sabırla müzik inceliyorum.
Zamanımın büyükkısmı bu şekilde geçiyor.
Sanatçılar hakkında müzikoljik araştımalar,hayatlarına dair okumalarım,empati yapabilir miyim acaba düşüncesi ile kendi kendime girdiğim yabancı mood lar.

Ancak hepsinin nihayetinde güney rock soundu benim için vazgeçilmez.
Aerosmith,guns n’ roses,mötley crue,skid row.
Bir çırpıda sayabileceğim şeyler.

MÜZİKTEN GEÇİMİNİZİ SAĞLAYACAK PARAYI KAZANABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

İnan adamım bunu düşünerek bile değerli vaktimden harcamış olurum.
Onun yerine aralıksız çalışma.
Yola devam.

HAYALBAZ SAHNESİNDE OLMAK SİZİN İÇİN NASIL BİRŞEY?DİNLEYİCİ KİTLENİZ İÇİN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

“Dar-ül Efkar” dinleyicisi,
Dert sahibi,hoşnutsuz,sinirli uslanmaz isyankar insanlar.
En azından sahne önlerinde yakın iletişim kurabildiğim hatrı sayılır insanlar böyle idi bu güne kadar.
Biz birbirimizi biliriz.
Nerde olsa tanırız.
Diğerleri de bizi tanır.

Hayalbaz sahnesi tasvir ettiğim insanların buluşma noktası.
Bu bahsettiğim duygusal potansiyelin fiziksel olarak anıtlaşması.
Çok uzun yıllar mevcudiyetini sürdürmesini isterim.
Çok yaşasın.

SON OLARAK SÖYLEMEK İSTEDİKLERİNİZ VAR MI?

Grubum adına teşekkurler ederim.
Herkesi “dar-ül efkar”’a davet ediyorum.
Hayalbaz’ın güzelliğinin memleket sathına yayıldığı günlerin hayalindeyiz.

Hardcore Rock

Bardaki karşı masadaki herifle kesişip, tuvalette kendini yalatan sahte aşkların peşinden rock müzik daha ne kadar göz  yaşı dökecek?
Ağlayan, sızlayan, öz eleştiri nehrinde salya sümük olan ter edilmiş şaşkın adamların türküsünden sıkılmadık mı?
Son yıllarda rock grubu diye lense edilen, tatlı-kırılgan çocukların müziği parlak bir ambalaj ile hakim kılınmaya çalışılıyor. Sokakların keskinliğin, aşkın çılgınlığının yıkımından-yıkıcılığından, gecelerin karasından uzak bu evcil tavır ile ne yazık ki bir nesil büyüdü. Popüler kanallarda şu an etkisi hissedilmese de, rock müziği saldırgan ritmini yeniden hakim kılmaya niyetlenen  dipten gelen yeni bir dalga var.

Bu dalganın bir parçası da İzmirli grup Dar-ül Efkar. 18 Temmuz günü İzmir Hayalbaz da verdikleri konserde; müziğinde ve sözlerinde saldırgan olmayı beceren; becermeyi bilen bir Dar-ül Efkar sahnede gördüm. 2003 yılında İzmir de bir araya gelen grup ülkenin bir çok şehrinde konser ve festival performanslarına şimdiden imza atmış durumda. Rock’n roll’un klasik formülü olan gitar/bass/davul triosundan yola çıkmış ekip Mert Kamiller, Evren Duruk ve Saygın Salman’dan oluşmakta.

Depolitize ilan edilen bir kuşaktan çıkmış Dar-ül Efkar Eylül, Devam Yola Devam şarkılarında açıkça görüldüğü gibi isyan eden, gerektiğinde öfkeli olmaktan sakınmayan bir tavra sahip. Hayır, susma-diyen, ses vermeye çağıran direngen bir rock müziği filizlendirmeye çalışıyor. Grubun vokal ve gitar performansını da üstlenmiş Mert Kamiller’in yazdığı sözler son yıllarda sıkça karşımıza çıkan doldur boşalt liriklerden değil.aşkın acısını da küçük düşmeden öfkeye çevirebiliyor, özgürlük talebini de salt slogan tuzağına düşmeden aktarabiliyor.

İzmir rock müziğinin kalbinin attığı Alsancak adasında yıllardır beslenen ciddi bir underground damar var. Fanzinlerden, otonomlara, punk çetelerden amatör gruplara egniş bir yelpaze. Ama ortada gözüken sürekli aynı repertuarları çalan, beste yapmaktansa cover parçalara yaslanan bar grupları oluyor. Oysa Alsancak gruplarının da,  tıpkı Kadıköy sound gibi güçlü yer altı kanalları ile kendini besleyip sanatlarını-tavırlarını ülkeye gösterip, kendi sound’larını duyurma zamanı geldi.

Ülkenin öne çıkmaya başlayan indie-label’ı Atlantis ile anlaşıp stüdyo aşamasını tamamlayan dar-ül Efkar’ın ilk albümü ARZ ekim ayı içinde müzik marketlerde yerini alacak. İlk albüm olmasının bazı küçük dezavantajlarını taşısa da Dar-ül efkar sıkı bir performans grubu ve sürekli kendini farklı kaynaklar ile besliyor. Maddi ve teknik aksaklıkların 2. albümle rahatlıkla kapatılacağını ve sahnede  gördüğümüz gümbür gümbür ritim ile sallanıp yuvarlanacağımıza eminim.

Dar-ül Efkar gemisi Ekim ayı ile birlikte ilk albüm seferine çıkıyor. Ne diyelim yolunuz açık olsun çocuklar. Var olduğunuz, beslendiğiniz şehrin sokaklarının hüznü ve öfkesi; delirip kafa attığımız duvarların aksak ritmi sizinle olsun. Devam, yola aynen devam.

Rafet Arslan

Nükleere karşı sanat

Hayalbaz yanına dostlarını ve birkaç eşek yükü de malzemeyi sırtlayarak Barışarock alanına yola çıktı. İstanbul’dan action katılan dostların da katılması ile dinar bandosu tamamlandı. Tıpkı geçen seneki gibi Hayalbaz/S.E.T bir festivale gelmekten çok öte, sergi aksiyonu ve performansı ile alandaydı. İnsanların sergileri, galerilere gezmediği bir dönemde genç ve muhalif iddialı kitle ile sanatlarını buluşturmak için. Bize ayrılan basket sahası ve festival alanında sanat ile hayat arasındaki sınırları kaldırmak, üretme eylemin hazzını yaşamak, kolektif yaratının ışıltısını hissetmek, sanat üretim ve sunumunu bir protestoya çevirmek çabasındaydık.

Nukleere karsı sanat
Cumartesi öğlen saatlerinde İzmir Hayalbaz sergisinde yer alan eserleri ve onlara yeni eklenenleri alandaki yerimiz basket sahasına düzenlemişti. Hayalbaz-S.E.T harekat komitesizlikleri elde megafon alanda, neden nükleere karşı adlı metinlerini dağıttılar ve hatta festival katılımcılarından, sergiledikleri pek denenmemiş Artaud’un vahşet tiyatrosuna selam çakan performansları ile ilgi topladılar.

nükleere karşı sanat

Hayalbaz alanında sırasıyla, girişte 5 tuval, ardından grafik ağırlıklı afişler, el emeği afişler, fotoğraf ve foto enstalasyonlar ve heykel yer almaktaydı. Girişteki tuvaller Sirena, Onston, Murat Seydi Koç ve Senem Yağsan imzalıydı. Kendi modelliğindeki başarılı foto-enstalasyonu ile Dilan Bozyel ve şu sıralar Almanya da olduğundan aramızda olmayan Sirena’nın foto-manipülasyonu yanındaki diğer 6 fotoğraf Hayalbaz fotoğrafçılarının imzasını taşıyordu ve serginin en çok dikkati çekenleri arasındaydı.
İzmir sergimizde yer alan Arjantin Sürrealist grubu temsilen J.Carlos’un işi ve İç Mihrak kolektifi 2 afişi ile yine alandaydı. Perşembe İzmir ve İstanbul sokaklarında yer alan stickerlarını da sergiye taşımıştı.

dar-üle efkar
İzmir ekibiyle sergi aksiyonuna katılan Dar-ül Efkar grubu fişsiz ama hardcore müzikleri ile sergi alanında dört performans gerçekleştirdi. İlk gün İstanbul ekibinden dostlarımız Cins ve Rad kopuk bir basket potasını, yıkımın pornografik mutasyonunu resmeden bir kolektif grafiti ile süslediler. Fantom da bir kolaj ve şiiri aynı gün alanda oluşturup sergiledi.


Alanda geçen sene Barışarock’taki tutku suçları sergimizde bizlerle olan, sonsuza uğurladığımız Deniz/Tutkutut yine geçen sene alandaki işleri ve S.E.T’in anma notu ile yanımızdaydı.


Fikret Güneş puzzle olarak tasarladığı ve parçalarını kolye olarak dağıttığı barış işareti tablosu ve DNA adlı heykeli ile sergideydi. İnsanların bir parçasını bedenlerine takabildiği, bu iletişime açık ve kollektivite olabilen yapıt izleyicilerin dikkatini ve sempatisini kazandı. İlk gün ayrıca İstanbul’daki Hayalbaz-Biz tiyatro atölyesinden dostlar yanımızdaydı.

İkinci gün ise Onston ilk gün boş olarak sergilediği çerçeveye, sergi alanında otomatik çizimini yaptı. Onston’un çiziminden etkilenen bazı gençler de çizim çalışmasına katıldı ve bunlardan bir örnekte Hayalbaz sergi panolarına asılı sergiye dahil oldu. 2. gün Hayali ve Ilgaz basket alanının girişine sergi sloganını sprey ve akrilik ile canlı bir performans ile işlediler. Bu arada alanın değişik yanlarına yaptığımız işin samimiyetini kavramayan, önyargılılara seslenen idrak eksik ve Donnie Darko ruhuna seslenen yazılamalar da yapıldı.

Dar-ül Efkar ‘ın 2.gün performansları Can Sıkıntısı fanzinden arkadaşların Nazım Hikmet’in şiirlerini tiyatral bir sunum ile okumaları ile renklendi. Tüm bu performanslar Hayali ve Ilgaz’ın erekte objektifleriyle, özenle belgelendi. Hayalbaz’ın başkanı Gökhan bu arada sağduyusu ve paylaşımcı tavrıyla ekibin moral deposu gibiydi. Narkız’ın son anda gelen şiirini alana yerleştiremesek de S.E.T blog da hemen yerini aldı.

Sonuçta Hayalbaz/S.E.T festivalcilik oynamaya, kamp yapmaya değil tepki duydukları başlıklara ses vermeye, kolektif üretmeye, insanları da önce iletişime ve ardından eyleme çekme amacıyla oradaydı. Duruşları, tavırları ile dostlar bu yaklaşımı yaşamaya-yaşatmaya çalıştılar. Ve bu sergiden de yeni deneyimler, dersler, paylaşımlar ile ayrıldılar. Yeni yollara ve durumlara açılmak için.
11.08.2008
Rafet Arslan

Bir ağaç ya da bir sevgili! Hayatın içinde sevdiğin her ne varsa, onun için bizimle ol!
Hayalbaz 9-10 Ağustos 2008 - Barışarock’ta..

Hayalbaz’ın nükleere karşı sanatçı tepkisinin kollektif bir duyarlılıkla ortaya konması çağrısına yanıt veren çeşitli illerden sanatçıların yapıtları ile, Çernobil’in yıldönümünde(26 nisan 2008) İzmir’de Nükleere Karşı Sanat sergisi hayata geçmişti. Barışarock 2008′de; İzmir deki sergiye katılan yapıtlar ve BarışaRock alanında oluşturulacak ve izleyicileri ile de önce etkileşime ve ona bağlı harekete geçirmeye kışkırtan kollektif üretime dayalı performanslar gerçekleştirilecektir. Müzisyen dostlarımız Dar-ül Efkar’ın da nükleere karşı müzik yaparak katılacağı sergi alanında görüşmek üzere..

Katılımcılar: Dilan Bozyel - Sürrealist Eylem Türkiye - Sürrealist Eylem Arjantin - Süleyman Tosuner - Gökçen Öcalan - OnstOn - Ilgaz Uğurluer - Cins - Hayali - Fırat Sayılgan - Ziyafettin Oğuz - Seydi Murat Koç - Çağlar İçer - Z.Gaye Ağralı - Dar-ül Efkar - Fantom - Duygu Kale - Onur Akyıl - Senem Yağsan - Requiem - Fikret Güneş - Emrah Özlem - İç Mihrak - Dilana Petrowa - Kadir Kartal - Bay Perşembe

BARIŞAROCK 2008 ATÖLYELER PROGRAMI

NÜKLEERE KARŞI SANAT!..

Hayalbaz’ın nükleere karşı sanatçı tepkisinin kollektif bir duyarlılıkla ortaya konması çağrısına yanıt veren çeşitli illerden sanatçıların yapıtları ile, Çernobil’in yıldönümünde(26 nisan 2008) İzmir’de Nükleere Karşı Sanat sergisi hayata geçmişti. Barışarock 2008′de; İzmir deki sergiye katılan yapıtlar ve BarışaRock alanında oluşturulacak ve izleyicileri ile de önce etkileşime ve ona bağlı harekete geçirmeye kışkırtan kollektif üretime dayalı performanslar gerçekleştirilecektir.

ARTISTS FOR PEACE

İnternette yer alan bir sanat sitesinde Alberto Cerritos tarafından kurulan ve savaşa karşı sanatçıların bir araya gelmesiyle oluşan, 57 ülkeden şu an için 255 sanatçının dahil olduğu ve savaş karşıtlığı ve özgürlük üzerine çeşitli sanat projeleri üreten Artists For Peace topluluğunun “Savaşaın Dehşeti” konulu DIGIMURAL (yeni sanatçıların katkılarıyla devamlı büyüyen kollektif dijital duvar resmi) çalışması dünyada ilk olarak BarışaRock alanında sergilenecektir.

FİLİSTİN SERGİSİ

Filistin işgalini teşhir eden fotoğraflardan oluşan bir sergi olacaktır.

YAŞAYAN KÜTÜPHANE

Yaşayan Kütüphane normal bir kütüphane gibi çalışmaktadır. Okuyucular gelirler ve bir kitabı belirli bir zaman süresi için ödünç alırlar. Kitabı okuduktan sonra kütüphaneye iade ederler ya da isterlerse kitabın süresini uzatabilirler. Dilerlerse başka bir kitap ödünç alabilirler. Yaşayan Kütüphane ile normal bir kütüphane arasında tek bir fark vardır: Yaşayan Kütüphanede kitaplar insanlardır. Ve kitaplar ile okuyucular kişisel bir diyalog içerisine girerler.

SOSYAL HAKLAR KIRAATHANESİ

Sosyal Haklar Kıraathanesi’nin çıkış noktası ülkemizdeki kıraathane kültürüdür. Kıraathanenin anlamı aslında “okuma evi”dir. Ancak toplumsal pratiğimizde daha çok erkeklerin biraraya gelip kağıt veya tavla oynadıkları, gündelik yaşam ve politika konuştukları kahvehaneler olarak yer almışlardır. Bu özellikleriyle kıraathaneler sokağın nabzını tutan yerler olarak algılanmış ve politikanın asıl şekillendiği yerler olarak karikatürize edilmişlerdir. Bundan hareketle ortaya çıkan Sosyal Haklar Kıraathanesi, gençlerin kimlik farkı gözetmeksizin biraraya gelerek, çay-kahve ve bir oyun (Hayat Zor!) eşliğinde sosyal hak alanları üzerine sohbet edebildikleri bir ortam yaratma niyetiyle doğmuştur. “Hayat Zor!”, Toplum Gönüllüleri tarafından tasarlanmış bir kart oyunudur. Mutlulukya adında bir ülkenin milletvekilleri olarak ülkeyi düzlüğe çıkaracak politik program oluşturmanız beklenir. Vakit dar, bütçe kısıtlı, hayat zordur. Peki ne olacak bu Mutlulukya’nın hali? Hepinizi düşünmek, tartışmak, kısaca paylaşmak üzere kıraathanemizde Hayat Zor oynamaya bekliyoruz.

GRAFITTI / STENCIL ATÖLYESİ

Stencil nedir, nasıl hazırlanır? Sprey tutuş teknikleri ve cap çeşitleri nelerdir? Grafitiyle ilgili sorulara cevap bulabileceğiniz atölyede, katılımcılar grafiti yazarları eşliğinde kendi uygulamalarını yapacaklardır.

BİN TURNA ATÖLYESİ

Hiroşima’ya atom bombası atıldığında, Sadako henüz iki yaşındaydı. O’na görünürde bir şey olmadı ama büyükannesini kaybetti. Vücuduna atılan bomba 12 yaşına ayarlıydı. Sadako 10 yıl sonra öğrendi “atom bombası hastalığı”; lösemi olduğunu. Küçük bir kız çocuğuydu; pamuk helvadan etrafta koşuşturup durmasına kadar her şeyiyle bir çocuk… Ümidini ‘Kâğıttan Turnalar’ efsanesine bağladı, turnalar barışın, ümidin simgesiydi Japonya’da, kâğıttan bin turnayı yapmayı bitirirse tanrılar bir dileğini gerçekleştirecekti… Barışa turnalar uçurmak için.

FOTOĞRAF ATÖLYESİ

Alana makineleri ile gelecek arkadaşlarla Barışarock’ı en renkli biçinde anlatacak fotoğraflar çekeceğiz.

UÇURTMA ATÖLYESİ

Alanada renkli uçurtmalar yapacak, en güzel dileklerimiz ile gökyüzünde çıkartacağız.

KUKLA ATÖLYESİ VE KORSAN SAHNE

Alan içerisinde toplayacağımız atıklardan korsan bir sahne hazırlayıp, kukla atölyesi ve çeşitli performansların sergileneceği bir sahnemiz olacaktır.

BİLEKLİK ATÖLYESİ

Çeşitli ipliklerinden bileklik yapmayı öğrenip öğretebileceğimiz atölye çalışmasıyla, BarışaRock hatırası olarak taşıyabileceğimiz bilekliklerimiz olacak.

KAROEKETÜR

Koala dergisinin çizerlerinin hazırladığı karikatürler üzerindeki konuşma balonlarının katılımcılar tarafından doldurmasıyla oluşacak atölyedir. Bu çalışma sonucunda ortaya çıkacak olan karikatürlerden seçilenler koala dergisinde yayınlanacaktır.

DİLEK AĞACI

Barış, adalet ve özgürlükten yana olan tüm insanların iyi dileklerini kumaşlara yazarak üzerine bağlanmasını isteyen güzel bir ağacımız olacaktır.

BARIŞAROCK’IN EV SAHİPLERİ

Geçip konan festival insanları olarak bulunduğumuz alandaki flora/faunayı tanımak/tanıtmak ve ev sahiplerimize karşı sorumluluklarımızı nasıl yerine getirebileceğimizi tartışacağımız atölyedir.

RİTİM ATÖLYESİ

Katılımcıların çeşitli ritim aletleriyle oluşturduğu coşkulu bir ritim atölyemiz olacaktır.

PANKART ATÖLYESİ

BarışaRock’ın karşı olduğu her konu için ayrı birer pankart hazırlayıp, alanın çeşitli yerlerine bu pankartları yerleştireceğiz.

DUVAR GAZETESİ

Festival boyunca sanatçı ve katılımcılarla yapacağımız röportaj ve BarışaRock haberlerinin yer alacağı bir gazete(pano).

OYUNLAR

*İklimin ilacı *Ulaşım araçları oyunu *Nükleer çatlar, patlar *Define avı *Koala ağaçta ne kadar kalır?

YOGA ATÖLYESİ

Yoga, insanın kendisiyle, diğer insanlarla, doğayla, kısacası tüm evrenle barış içinde olmasının en güzel yollarından biri. Yoga eğitmenleriyle yapılacak olan Hatha Yoga çalışmasında varlık nedenimiz olan nefeslerimizin bedensel hareket ve duruşlarla daha iyi kullanılmasının yolları keşfedilecek. Çalışma herkese açıktır. Barışa yoga, barış için yoga…

Detaylı bilgi için www.barisarock.org

Dar-ul Efkar İzmir Konseri

Albüm öncesi İzmir Konseri 18 Temmuz 2008 Cuma gecesi Hayalbaz’da..

İstanbul’un önemli güncel sanat merkezlerinden Akbank sanat, her yaz dönemi  Günümüz Sanatçıları sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 27. düzenlenen sergiyi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği hazırlanıyor.

Sergide yer alan 9 genç sanatçıdan biri hala 9 Eylül GSF’de yüksek lisansına devam eden İzmir’li sanatçı Halil Vurucuoğlu. Vurucuoğlu’nun çalışmalarını Düzensiz’in 3. sayısına konuk etmiştik. O dönemde Halil ağırlıklı olarak sokak sanatında stencil ve sticker üretiyordu; fakat K2 yer alan bir karma sergide de büyük bir stencil ile yer almıştı.

Ardından, Türkiye’nin ilk sokak sanatı dosyası(kitapçığını) yaparken Halil ile hoş bir mülakat yapmıştık. O süreçten bu güne Halil sokak çalışmaları yanında; bir-kaç sergi de daha sokakta yaptığı işleri sergi salonuna taşıdı. Bu noktada küratöryel ekibin ‘galeri dünyasına attığı ilk adımın yanı sıra, resmini sergileyişi ve dönüştürmesi açısından da ilgimizi çekiyor’ tespiti, eksik bir tespit olarak kalıyor.

Halil Vurucuoğlu’nun stencil ve yapıştırma yoluyla yaptığı duvar enstalasyonu, kuşkusuz serginin en dikkat çekici işi. Yapıt, medya ve onun şiddeti işleyiş biçimine dair ciddi bir eleştiri barındırıyor. Görüntünün pornografisi ve izleyicisin müstehcen teması; vurucu bir estetik müdahale ile ustaca duvara aktarılmış.
Video ve enstalasyon çalışmaları yanında sergide yer alan dikkat çekici diğer bir isim ise Viron Vert. Sergide Andersen’in masallarından yola çıkan desenler ile katılan Vert aslında tasarım dünyasında kendini ispatlamış bir yaratıcı. Sergi de ticari üretiminin dışında, masalsı ve otomatizme yakın desenler ile yer alıyor.

25 Haziranda açılışı yapılan sergiyi bu sene 3 küratör ‘işçisin sen, işçi ol’ sloganı ve emek kavramı etrafında açıkladılar. Gerçi küratörlerin kaleme aldığı sergi bildirisinin B/Süreç Tasarımı başlığında genç yaratıcıların emek süreci dışında; sergi de yer alan işlerle Derrida, Deleuze, 1 Mayıs, Negri&Hardt’a göndermeler ve alıntılamalarla arasında bağ kurmak güç. Küratör arkadaşların ‘Biz küratöryel ekip olarak, bu sergi sürecindeki emeğimizi “emeğini yaşatmak için hayatını veren kahramanlara ve yaşamı savunan emekçilere” adıyoruz.’ Mesajının üretilen işlerle neredeyse hiçbir bağı bulunmuyor. Burada karşılaştığımız durum son yıllarda güncel sanat dünyasında hakim olan tuhaf bir bakış açısını  sergiliyor. Sergi bildirilerinde radikal, politik, kuramsal açıklamalarla; sergilenen eserler arasında olmayan bağlam. Küratörler eldeki yapıtlardan, yapıtların birleşme noktaları her neyse (tabii varsa) kavram üretse belki daha tutarlı olacak. Aksi durumda izleyicilerin kavram ve işler arasında bir bağlam yaratma çabası bir traji-komediye dönüşüyor. Aman dikkat!

www.akbanksanat.com

Bay Perşembe

Daralan farklı disiplinlere ve disiplinsizliklere açık sanatsal üretimlerin sergilenebildiği, paylaşılabildiği bir projedir. Daralan sergi alanı ve bir atölyenin bulunduğu Galata’daki mekanında sergi projeleri, seminerler, atölye çalışmaları, geziler, performanslar, tiyatro-film-video gösterimleri ve alternatif projeleri hayata geçirmek için kurulmuş alternatif bir sanat mekanı.

Dar alanlarda kısa paslarla oynayan Hayalbaz ekibi olarak bir ziyaret edelim, ne nedir öğrenelim istedik. Geçen sene sonu belli sponsorluk bağlarına başvurmadan okumuş 3 gencin başlattığı proje atölyelerle kendini beslemeyi düşünüyor. Bu dönemde naifliği ile ‘bunu da yapan var’ dedirtiyor. Destekleyen dostlarını saymazsak ekip bir sanat tarihçi, bir arkeolog, bir heykeltıraştan oluşuyor.

Sıcak karşılandık, şarabımızı kolamızı içtik; arkadaşlar içtenlikle bize hikayelerini anlattılar. Açılışı Daralan ekibi kendi ürettikleri kavramsal bir çalışma ‘genişleyen dar alan’ adlı sergi ile açmışlar.

İlk sergilerinin duyurularında Erdinç Gümüş’ün altını çizdiği noktalar gayet önemli:

‘kimlikleri önceden belirlenmiş, lolipop misali cafcaflı paketler ile sarmalanmış porno ikonları, durumlarına isyan edip tüketilmeyi reddediyorlar. Aşkın ve cinselliğin varoluşu ile başlayan bedenin tarihinin, mülkiyetin tarihi ile değiştirdiği biçim, utançsız cinselliğiyle ayakta duran, mekanı yine kendi yatağı olan fakat dingin bir bekleyiş yerine arsızca bir sertlik ile cinsel kimliklerini sunan tanrıça idolleri sırtlarını dönerek saklanmıyorlar, aksine meydan okuyorlar cinselliğimizin ve bedenlerimizin tarihine.
Savaşların, mermi izleri ile duvarlar üzerine düşülen tarihi, ortasında kalmış çaresiz kızın yüzünde de, aynı yıkıcılıkla kendini belgeliyor devam eden hayatın oynak melodileri eşliğinde…’

Sohbette benzer geniş alanlardan, dar imgelere kayıyor ve biz bu sıcak mekanı seviyoruz. Ekip olarak yılda 3 sergi yapmak, geri kalan zamanda ise mekanı instiyatiflere açmak amacında. 5 Temmuza dek sürecek Uçuş Korkusu başlıklı sergiyi Karalama grubu yapmış. Çizgi romandan enstalasyona geniş bir çerçeve ile Daralanı renklendirmişler.

Tavsiye ederiz sizde ziyaret edin dar alanı, bu sıcak mekanı, dar alanlara-dünyaya sıkışıp kalmayın…

Daralan

lüleci hendek cad. hacı ali sokak n:12/2

Galata/İstanbul

0212 2928217

www.daralan.com.tr

Şu sıralar New York semalarında Türkiye’den 4 genç sanatçı var. Mezze Sanat galerisinde 13 Haziran tarihinde başlayan sergi 4/From İstanbul adını taşıyor. Sergi ile Çağrı Küçüksayraç, Bora Akıncıtürk, Ahmet Civelek ve Hayal Pozantı’nın yapıtları New York’lu sanatseverler ile buluşuyor.

Çağrı Küçüksayraç ve Bora Akıncıtürk; Hayalbaz’ın Gün Işığı ile İlk Buluşma sergisinde İzmir ile buluşmuştu. Aralıksız sürdürdüğü üretim faaliyetlerine Akıncıtürk, Londra da devam ediyor. Küçüksayraç ise Anadolu yakasının sokaklarına küçük ve sihirli izler bırakıyor Bruce Wayn olarak. Arkadaşlarımız üretimlerindeki renklilik ve yaratıcılık geniş bir ilgiye mahzar oldu.

www.mezzeart.com

Lunapark’tan Taşan Duvarlar

2006 yılında kurulan Tershane Sanat Platformu, geçtiğimiz günler de Beşiktaş’taki Küçükçiftlik lunaparkında ‘sanat benim oyun alanımdır’ başlıklı bir proje gerçekleştirdi. Ülkemizde son yıllarda klasik sanatmekanlarının insanlardan kopukluğu ve mahremiyetine karşı arayışlar artıyor. Tershane’nin projesine beyaz-loş duvarlara sergilenen ikonlar şeklindeki galeri-müze sunum mantığının dışındaki arayışlar desteklenmesi gereken, ihtiyacımız olan çalışmalardır.

Farklı disiplinlerden 40’a yakın sanatçının yan yana geldiği proje de en dikkat çeken alan, kuşkusuz İstanbul sokaklarını üretimleri ile şenlendiren sokağın sanatçılarının hazırladığı duvardı. Cins, Rad ve Atfogo’nun yan yana ve bir birlerinin işleri ile kesişen-paslaşan yaratılarının taşıdığı canlılık ile Lunapark ruhuna en uygun performansı ortaya koyuyorlar.

Atfogo’nun küçükten büyüye giden stencillerinin başlattığı yol önce Rad’ın Jan Svankmajer’e selam çakan işine ve ardından Cins’in devasa mutantına evriliyordu. Duvarın hemen karşısında ise Ender Gelgeç’in ‘bir A3, bir C4, bir B2 alacağım’ başlıklı müdahalesi bulunuyor. Gelgeç işiyle ilgili ‘Bana bir A4, bir G3, bir de H1 nedir diye sormayın. O’na neden bir D1, bir F5, bir de M3 alacağını sormayın. Söyleyebilecekleri şey şu olabilir ancak: Bilmiyoruz ve bilmek istiyoruz’ diyordu.

Lunapark bir özgürleşme alanıdır. Boş zamanı şenliğe dönüştüren, farklı deneyim ve arzulara yol açan naif bir kapıdır lunapark. Hemen burada Lettrist Enternasyonelin lunapark yaşamı fikrini anımsamakta fayda var. Sergi de gelişen, lunapark kavramının taşıdığı özgürlük ile çelişen bir durumu da genç sanatçı Gamze Özer ironik bir biçimde çözmüş. Sihirli ayna içinde yapacağı mekan enstalasyonunda kullanmak istediği büyüklere dair bir oyuncağın (dildo), sergi yürütmesi tarafından uygunsuz bulunması sonucu, Gamze yaptığı enstalasyona ‘sanat benim sansür alanımdır’ adını verdi.

Ne diyelim, nice lunapark coşkulu, hayata karışmış, sergiye..

Powered by Hayalbaz